Psikolojik Danışma ve Rehberlik

Psikolojik Danışma ve Rehberlik

Psikolojik Danışma ve Rehberlik

Ortaokul Rehberlik Hizmetleri 


 Mürekkep Okullarında gerçekleştirmeyi planladığınız rehberlik ve psikolojik danışma etkinliklerimiz ile amacımız her öğrencimizin benliğinde yaşattığı potansiyeline bağlı olarak ulaşmak istediği hedeflerine yaklaşmasına, çağımızın beklediği özellikleri barındıran bir birey olarak gelecek yürümesine yardımcı olmaktır. 

Etkin, kapsamlı çağdaş eğitim programlarına ve psikolojik yaklaşımları takip eden, yeniliklere ayak uyduran PDR birimimiz ve öğrencilerin bireysel farklılıklarına dikkat eden ekibimiz, eğitim programları ve öğretimi uzmanımız ve ölçme- değerlendirme uzmanımızın işbirliği ile hazırlanacak testler ve gerçekleştirilecek etkinlikler; bireyin izlenmesini, sürecin takibini, sonuçların ve çıktıların değerlendirilmesini ve yaşanması muhtemel olumsuzlukların önceden belirlenerek ortadan kaldırılmasını sağlama amacı taşmaktadır.

Kurumumuzun ortaokul olmasına bağlı olarak öğrencilerimizin çocukluktan ergenliğe yürümesi, sosyal ve duygusal gelişim ve değişimlerin had safhada olması sebebiyle rehberlik ve psikolojik danışma etkinliklerinin ön ergenlik döneminden başlayıp lise döneminin ortalarına kadar devam edecek olan ergenlik dönemine uygun planlanmıştır. Çağımızın rehberlik ihtiyacının büyük bölümünü gelişimsel rehberlik oluşturmaktadır. 

Öğrencilerimizin sadece akademik başarılarına tesir edecek zihinsel gelişimi değil; fiziksel duygusal ve sosyo-kültürel gelişimi de odak alınmaktadır. Ortaokul çağı bireyin becerilerini geliştirebilme şansının en yüksek olduğu dönemdir bu sebeple çocukların duygusal gelişimlerine bağlı olarak edinimleri noktasında psikolojik danışma ve rehberlik birimi daima hazır bulunmaktadır.


İLKOKUL VE ORTAOKUL DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARIN İNTERNET, SOSYAL MEDYA KULLANIMI NASIL OLMALIDIR?


İLKOKUL

İnternette karşılaşılması muhtemel tüm tehditlerin kökeninde gerçek hayattaki tehditler vardır. İnternet için var olan tüm risk başlıkları gerçek hayatta da karşılaşılabilecek durumlardır. Dolayısıyla çocuklarımızı nasıl gerçek hayatta ki tüm bu tehlikelerden korumak için çaba harcıyor ve kurallar koyuyorsak internet ortamı için de aynı çabayı göstermemiz önem arz etmektedir.

Anne babalar,  çocuğun interneti bilinçli kullanımını desteklemek ve zararlarından korumak için birtakım kurallar koymalı, öğütler vermeli ve onları sanal ortamdayken takip etmelidirler. Bu kurallar çocuğun yaşıyla beraber değişiklikler gösterirken, konulan kuralların uygulanıp uygulanmadığının da takibinin yapılması ve kurallara uyulmasının sağlanması gerekmektedir.

 

Rehberlik Bölümü olarak siz değerli velimize birkaç önerimiz var;

*Aileler, çocukları internetteki tehlikelerden korumak için bilgisayarlarında güncel antivirüs, filtre ve güvenlik duvarı programları uygulamaları kullanmalıdırlar.

*Bilgisayar karşısında geçirilecek zaman bir ya da iki saati geçmemelidir.

*Bilgisayar, aile fertlerinin hepsinin çok rahat bir şekilde görebileceği bir yere, ailenin ortak kullanım alanına konulmalıdır.

*Çocukla ne tip siteleri ziyaret edebileceği konusunda anlaşmaya varılmalı, yasaklamadan sakıncaları anlatılmalıdır.

*Anne ve babaların bu yaş grubundaki çocuklarının internette sosyal ağları kullanmasına izin vermemesi yapılacak en doğru davranıştır. Ancak, çocuğun merakını gidermesi bakımından, ebeveynin gözetiminde çocuk sitelerinde bulunan internet sohbetlerine girmesine ve arkadaşça sohbet etmesine izin verilebilir.

*Anne ve babalar, çocuklarına, okulunda, çevresinde ve katıldığı etkinliklerde kendisine zarar verebilecek insan tiplerini nasıl izah ederek açıklıyorsa, internet ortamından gelebilecek tehlikeleri de açık açık anlatmalıdır.

*Anne ve babalar, çocuklarına, çevrimiçi ortamda yazılan ve görünen her şeyin her zaman doğru olamayabileceğini, gerçek hayatta olduğu gibi sanal ortamda da iyi niyetli kişiler olduğu gibi kötü niyetli kişilerin de olabileceği anlatmalı ve kafasının karıştığı her durumda anne babasıyla rahatlıkla konuşabileceği hissettirmelidir.

 

ORTAOKUL

    Ergenlik öncesi dönem olarak da isimlendirilen bu dönemde çocuklar her şeyi bilmek istediklerinden sürekli olarak araştırma ve inceleme içerisindedir. İnternetin sunduğu imkânların ve yeniliklerin farkında oldukları için, bu imkânları sonuna kadar kullanmak isterler. Yani bu dönemde çocuklarda çok hızlı değişimler yaşanmaktadır. Eğer bu değişim diğer alanlarda olduğu gibi İnternet ortamında da iyiye, güzele ve doğruya kanalize edilirse, çocukların zihinsel gelişimine faydalı olacaktır. Aksi takdirde, çocukların internette pornografi, suç örgütlerinin faaliyetleri gibi olumsuzluklarla karşılaşması mümkündür. 10-13 yaş grubu çocuklarda anne ve babaya bağımlılık devam etmekle birlikte olabildiğince bağımsız hareket etme isteği de görülmektedir.

Bu yaş dönemi çocuklar için;

*Bilgisayar karşısında geçirilecek zaman iki ya da üç saati geçmemelidir.

*Her ne kadar gelişen mobil teknolojiler ile zor olsa da, bilgisayar, ailenin ortak kullanım alanına konulmalıdır. Her ne kadar bu yaş grubu çocukları yavaş yavaş kendi özgürlüklerini ilan etmeye başladıklarından interneti odalarına almak için direnseler de bu konuda taviz verilmemelidir.

*Çocuklar internette gezinmek için, ebeveyn denetimi olan arama motorlarını kullanmalıdır.

*Anne ve babalar, bu yaş dönemi çocuklarına İnternet iletişim araçlarını (e-posta, mesaj panoları ve forumlar gibi) kullanırken, kendilerine ve ailelerine ait bilgileri vermemeleri hususunu öğretmelidir. Ayrıca, bu yaş dönemi çocuklar için kendileri adına, ebeveynlerin dilediklerinde kontrol edebilmeleri şartıyla, e-posta hesabı açılabilir. Açılan e-posta hesabında istenmeyen kötü içeriklere karşı e-posta filtresi etkin olmalıdır.

 *Anne ve babalar, bu yaş grubundaki çocuklarını, internet ortamında da gerçek dünyada olduğu gibi ahlaki davranışlara uyması gerektiği konusunda bilgilendirmeli, interneti başkalarına zarar verici bir araç olarak kullanmaması konusunda eğitmelidir.

*Aileler çocuklarını, çevrimiçi ortamda kendilerini rahatsız ya da tehdit altında hissettiren bir şey ya da bir kişi olduğunda kendilerine iletmeleri için teşvik etmelidirler. Böyle bir olayla karşılaşıldığında, aileler sakin olmalı ve çocuklarına bu türden şeyleri kendilerine ilettiklerinde bir sorunla karşılaşmayacaklarını anımsatmalıdırlar. Davranışları takdir edilmeli ve aynı şey yeniden olduğunda yine ailelerine gelmeleri konusunda yüreklendirilmelidir.

*Aileler, çocuklarının İnternet kullanımı sırasında, evde, arkadaşlarının evinde, okulda veya İnternet kafede karşılaşabilecekleri internet pornografisine karşı sağlıklı cinsellik konusunda konuşmalıdır.

*Aileler çocuklarının ve arkadaşlarının çevrimiçi aktivitelerinden haberdar olmalı ve çocukları ile onun çevrimiçi arkadaşları ve aktiviteleri hakkında konuşmalıdır.

*Aileler çocuklarına sosyal ağlara giriş yaşının alt sınırının 13 olduğunu hatırlatmalarına rağmen, 13 yaşından önce sosyal ağlara girmek istediklerinde yol gösterici olarak birlikte bir hesap açmalı ve bu ağda uyması gereken kurallar ve arkadaş listesine sadece ailelerinin de tanıdığı kişilerin eklenmesi gerektiğini hatırlatmalıdırlar. Ayrıca çocuğun sosyal ağlarda kullandığı şifresinin bilinmesi ve düzenli aralıklarla kontrol edilmesi önemlidir.

Anne ve babalar, çocuklarını çevrimiçi ortamda tanıştıkları kişilerle yüz yüze görüşmelerinin tehlikeli olduğunu hatırlatılmalıdır.




PSİKOLOJİK SAĞLAMLIK

    Psikolojik sağlamlık, zor deneyimler ve öngörülemez zorlayıcı olaylarla baş edebilme, uyum sağlayabilme, esneklik kullanabilme ve ilerleyebilme, zorlayıcı bir stres faktörü karşısında, olumsuz duygusal tecrübelere karşı kendini toparlayabilme ve iyileştirme gücü şeklinde tanımlanır.

Gelişimsel perspektifle, psikolojik sağlamlık bireylerde var olan bir kişilik özelliği değildir.

Psikolojik sağlamlık; bireyin yaşamda karşılaştığı önemli güçlükler karşısında olumlu

adaptasyonu kapsayan dinamik bir süreçtir.

    Psikolojik sağlamlığı yüksek insanları diğerinden farklılaştıran, onların daha az stresli olaylara maruz kalmaları değil, yaşadıkları zorlayıcı olayın aynı zamanda onları sağlamlaştıran şey de olmasıdır. Psikolojik sağlamlığı yüksek bireyler düştükleri yerden toparlanma gücünü kullanarak kalkarken kendi sağlamlık düzeylerini geliştirirler. Bir insanın dayanıklılığını kendini toparlayabilme, onarabilme gücünü belirleyen şey genetik, kişisel geçmiş ve çevrenin ortak etkileşimiyle belirlenir. Bilimsel araştırmalar genetik kısmın nispeten diğerlerine oranla daha küçük olduğunu öne sürmektedir. Psikolojik sağlamlık gücü yüksek olan bireyler, yaşamın zor ve acı duygularını kabul ederek, bu duygularla birlikte iyileşme yönünde kendilerine yol açarak tecrübelerinden güçlenerek, çözümler üreterek çıkmayı başarırlar. Stres adeta onları sağlamlaştırır, güçlendirir. Sağlamlık gücü yüksek bireyler, değiştiremeyecekleri gerçekleri problemleri olgunlukla kabul ederek, çözümlere yönetebilecekleri etkinliklere dikkatlerini yöneltmede, diğerlerine göre daha başarılıdırlar

Araştırmalara göre psikolojik sağlamlığı yüksek olan bireyler iyimserlik, umut, ahlaki ilkeler, inanç ve maneviyat, zihinsel esneklik, mizah, alternatif çözümler üretebilme, yaşam amaçları belirleyebilme ve sosyal bağ içeren ilişkiler kurabilme gibi özellikleriyle sorunlarıyla baş ederler.

Psikolojik sağlamlık sadece yaşamaya devam edebilmek değil, zorluklara uyum sağlayarak, gelişerek, zihinsel ve ruhsal olarak büyüyerek zorluklardan öğrenebilme kapasiteleriyle ilgilidir. Gerçek şu ki, stres kaçınılmazdır. Stresle başa çıkabilmenin yolu psikolojik sağlamlığımızı güçlendirmekten geçmektedir.


Psikolojik sağlamlığınızı geliştirmek için:

1.   - Becerilerinizi gözden geçirin. Yaşadığınız olayların her biri sizde ne gibi becerilerin gelişimini destekledi, size neler öğretti, sıkça değerlendirin. “Bu bana ne öğretti? Yaşadığım olaydan nasıl bir ders çıkarabilirim?’’ gibi soruları kendinize yöneltin.

2.   - Deneyimlerinizi zenginleştirin, sıradanlıktan uzaklaşın, yaşamınıza farklılıklar katın, kendinize farklı beceriler ekleyebilmek için girişimlerde bulunun.

3.  -  Bağlantı halinde kalın, bağ kurun. Bağ kurmak zorlayıcı yaşam olaylarıyla baş edebilmenizde size yalnız olmadığınızı, her şeye rağmen yanınızda size inanan, sizi değerli bulan insanların var olduğu gerçeğini hatırlatır. Sosyal ilişkilerinizi geliştirin, kendinizi yakın hissettiğiniz ortak amaçlar taşıdığınız gruplara ve topluluklara katılın.

4.   - Beden sağlığınızla ilgilenin. Bedeninize bakın koruyun güçlendirin.  Sağlıklı beslenmek, su içmek, hareket ve egzersiz bedensel gücünüzü arttıracaktır.

5.   - Doğayla temas halinde kalın, açık havada daha çok zaman geçirin.

6.  -  Manevi olarak size kendinizi daha iyi hissettirecek rutinler, aktiviteler belirleyin. Dua, meditasyon, yoga gibi etkinliklere katılın. İhtiyaç sahibi insanlar için sosyal sorumluluk organizasyonlarına destek olun.

7.    -Mükemmeliyetçi olmayı bırakın. Kendinizle ilgili iyi olan tüm çabalarınızı kutlayın ve  daha iyiyle ilgili arayışınızın iyilerinizi yok etmesine izin vermeyin.

8.  -  Yaşamınızda size ilham veren amaçlar bularak, yaşamınızı anlamlandırın. Yapmak istediklerinizi ertelemek yerine küçük adımlardan başlayın. Ulaşılmaz gibi görünen o büyük hedefler yerine “Bugün başarabileceğim, gitmek istediğim yere beni ulaştıracak ne yapabilirim?” sorusu üzerinde çalışın.

9.   - Yaşadığınız zorlayıcı duygularda, duyguya kendinizi kaptırmak yerine duygunuzu kabul edin ve bir an önce, “Neye ihtiyacım var? Ne gibi çözüm yolları bulabilirim?” vb. sorularla çözüm odaklı olmayı seçin.

10 -Değişime direnmeyin, eşlik etmeyi seçin. Değişim hayatın bir parçasıdır, kendinizde düzenlemeler yaparak değişimi anlamak, kendi becerilerinizi geliştirmek için emek verin. Her durumda umut ve iyimserliği elden bırakmayın.

  

SINIR KOYMA

İlkokul ve ortaokul öğrencilerine sınır koyma davranışını nasıl kazandırırız?

Çocuklarımızın eğitim hayatlarında başarıya ulaşmaları ve sağlıklı bir gelişim sergilemeleri için sınırlar belirlemenin önemi büyüktür. Sınırlar, çocukların kendilerini güvende hissetmelerine, disiplin kazanmalarına ve sorumluluk alabilmelerine yardımcı olur. İlkokul ve ortaokul çağındaki çocuklar için sınırların sağlıklı şekilde belirlenmesi, onların ileriki yaşamlarında da olumlu alışkanlıklar geliştirmelerine yardımcı olabilir.

Sınırlar, çocukların güvenliğini ve sağlıklı gelişimini desteklerken aynı zamanda onların özgüvenlerini de güçlendirir. Belirlenen sınırlar, çocukların istikrarlı bir çevrede büyümelerini sağlar ve onlara olumlu davranışları öğretir.

Sınırların belirlenmesi ve uygulanması, çocukların duygusal gelişimine katkı sağlar. Sınırlar sayesinde çocuklar, duygularını kontrol etmeyi ve başkalarının duygularını anlamayı öğrenir. Bu da onların empati yeteneklerinin gelişmesini sağlar.

Ancak sınırların belirlenmesi ve uygulanması sürecinde dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır.

  İlkokul öğrencilerine sınır koyma davranışı için;

1.  Açık ve net tavırlar belirleyin: Çocuklarınıza hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu net bir şekilde anlatın. Örneğin, ev ödevlerini yaparken sessiz olmaları veya arkadaşlarıyla oyuncaklarını, kalemini paylaşabileceğini belirtin.

2. Olumlu ve iyi davranışları ödüllendirin: İyi davranışları takdir ederek davranışları ödüllendirmek, istenilen davranışları teşvik edebilir. Örneğin, ödevini zamanında bitiren bir çocuğu küçük bir ödülle ödüllendirebilirsiniz.

3.  Tutarlı olun: Sınırları belirledikten sonra tutarlı bir şekilde uygulamak önemlidir. Çocuklar, sınırların her zaman aynı şekilde uygulandığı ortamlarda daha rahat ederler.

4. Empati kurun: Çocukların duygularını anlamaya çalışarak empati kurmak, sınırların daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. Örneğin, çocuğunuzun neden belirli bir sınıra ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışabilirsiniz.

5. Seçenekler sunun: Çocuklara sınırlar içinde kalarak kendilerine seçenekler sunmak, onların kontrol hissetmelerine yardımcı olabilir. Örneğin, odasını toplaması gerektiğinde oyuncakları nereye yerleştireceklerine karar vermelerine izin verin.

6.   Örnek olun: Çocuklar, yetişkinlerin davranışlarını gözlemleyerek öğrenirler. Dolayısıyla, istediğiniz davranışları sergileyerek çocuklarınıza örnek olabilirsiniz.

7.    Sabırlı olun: Sınır koyma süreci bazen zorlayıcı olabilir. Bu süreçte sabırlı olmak ve çocuklarınıza zaman tanımak önemlidir

Bu yöntemleri kullanarak çocuklarınıza sınırların önemini öğretebilir ve sağlıklı bir şekilde gelişmelerine destek olabilirisiniz.

Ortaokul öğrencilerine sınır koyma davranışı için;

1.   Net ve açık sınırlar belirleyin: Hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu ve hangilerinin kabul edilemez olduğunu çocuklarınıza net bir şekilde açıklayın.

2.  Tutarlı olun: Sınırlar konusunda tutarlı olmak önemlidir. Kuralları sürekli değiştirmemek ve uygulamada tutarlılık sağlamak çocuğunuzun sınırları daha kolay anlamasını sağlar

3.  Olumlu takdiri kullanın: Çocuğunuzun kurallara uyduğunda veya sınırları aştığında olumlu bir şekilde takdir edin. Bu, istenilen davranışları teşvik eder.

4.   Uyarı ve sonuçları belirtin: Çocuğunuzun sınırları aştığında ne gibi sonuçlarla karşılaşacağını önceden net bir şekilde belirtin.

5.   Empati kurun: Çocuğunuzun duygularını anlamaya çalışın ve onun duygusal ihtiyaçlarına saygı gösterin. Bu, çocuğunuzun sınırlarına daha fazla saygı göstermesine yardımcı olabilir.

6.   Eşit ve adil olun: Birden fazla çocuğunuz varsa, sınırları belirlerken eşit ve adil olmaya özen gösterin. Her çocuğunuzun bireysel ihtiyaçlarını ve yeteneklerini dikkate alın.

7.   Örnek olun: Çocuklar ebeveynlerinin davranışlarını model alır. Siz de sınırlara saygılı bir şekilde davranarak çocuğunuza iyi bir örnek olabilirsiniz.

Bu yöntemleri uygulayarak çocuğunuzun sınırlara daha fazla saygı göstermesini ve olumlu davranışlar geliştirmesini sağlayabiliriz.

Sonuç olarak, çocuklarımızın sağlıklı bir şekilde gelişebilmelerini ve başarılı bir eğitim hayatı geçirebilmeleri için sınırların belirlenmesi ve uygulanması büyük önem taşır. Bu süreçte sabırlı olmak, anlayışlı davranmak ve çocuklarımıza güvenmek önemli rol oynar. Unutmayalım ki sınırlar, çocuklarımızın sağlıklı bir şekilde büyümesine ve gelişmesine yardımcı olan bir rehberdir.



ÇOCUK VE YALAN

        Hiçbirimiz ‘yalancı’ insanlar olarak dünyaya gelmeyiz. Yalan söyleme, öğrenilmiş bir davranıştır. Gerçek ve gerçek olmayan ayrımı yapmak zamanla gelişen bir olgudur.

       Çocuklar, Piaget’ in Bilişsel Gelişim Kuramı’ na göre İşlem Öncesi Dönem’de (2-7 yaş) kendi isteklerini elde etme amacıyla hareket ederler.

                         

                                           


    Çocuklarımız işlem öncesi gelişim döneminde iken kimi şeyleri taklit edebilme yetisi gelişir. İşlem öncesi dönemin en önemli özelliklerinden biri de ‘benmerkezci’ tutumdur. Benmerkezci tutumda olan çocuklar her gelişen olaydan kendilerini sorumlu tutarlar. Yağmurun onun için yağdığını, anne babasının kendisi yüzünden kavga ettiğini, kendisinin en sevdiği meyve örneğin çilek ise herkesin de en sevdiği meyvenin çilek olduğunu düşünür. Benmerkezci tutum ve taklit etme davranışı yalana sebep olabilir. 5 yaşına kadar çocukların söylemiş olduğu yalandan endişe etmeye gerek yoktur.

   Somut İşlemler Dönemi’ne(7-11 yaş) gelen çocuk için yalan söyleme davranışını dikkate almak gerekir. Çocuğun yalan söylediğini fark ettiğimiz anda nasıl davranacağımız ve çocuklarımıza ne gibi öğretiler vereceğimiz büyük önem taşır. Sergileyeceğiniz davranış, yalan söyleme davranışının seyrini de değiştirecektir.

       Ebeveynlerin doğru çözüm yöntemlerini aramaktan önce yalan söyleme davranışının altında yatan temel sebeplerin neler olduğunu bilmesi gerekir.

ÇOCUĞUM NEDEN YALAN SÖYLÜYOR OLABİLİR?

YALANCILIĞIN NEDENLERİ

       Yalancılık, çevresel ilişkilerle birlikte ele alınmalıdır. Bu yüzden öncelikle çocuğu yalan söylemeye teşvik eden nedenlerin bulunması gerekir. Çocuğa yalan söylemesini kolaylaştıran diğer bir yol da taklittir. Yalan söylemeyi taklit yöntemiyle öğrenen çocuk, öncelikle yalanın kendisine bazı avantaj ve olanaklar sağladığını saptar.

            Kıskançlık, korku, çekingenlik, suçluluk duygusu, aşağılık duygusu ve baskı görme çocuğu yalana iten etmenlerdir.

YALANIN PSİKOLOJİK NEDENLERİ

  • Çevresindeki insanların kötü örnek olması
  • Çocuklar arasında kıyaslama yapılması
  • Çocuğun yaptığı hatalar sonucu ağır cezalar alması
  • Çocuğun sevgi ve ilgi ihtiyacının ebeveynler tarafından yeterince karşılanmaması
  •  Ebeveyn tutumlarında tutarsızlık
  •  Çocuğun yapabileceğinden fazla ve güçte sorumluluk verilmesi
                                        
                                                   

  YALANIN TÜRLERİ
HAYALİ YALAN

         Daha çok İşlem Öncesi Dönem ’deki (2-7 Yaş) çocuğun söylediği yalan türüdür. Hayali arkadaşlıklar, yaşanmamış olaylar, duyduklarının etkisinde kalarak söylediği periler, canavarlar bu yalan türünün en sık rastlanan örnekleridir.

                                                             ABARTILMIŞ YALAN

       Çocuklar duyduğu bir olayı kendi hayal dünyasıyla zenginleştirerek yaşamış gibi anlatır. Olaylardaki kişileri ve nesneleri abartır. Heyecan yaratmak, dikkat çekmek için söylenen yalanlardır.

SOSYAL YALAN

       En yaygın olan yalandır. Çoğu zaman yetişkinliklerin söylediği ya da çocuğa söylettiği yalanlardır. Örneğin; eve misafir gelecektir ebeveyn çocuğa misafirlik teklifini kabul etmemek için çocuktan hastayım demesini ister.

SAVUNMA YALANI

       Çocuk ya da gencin daha çok kendini korumak için söylediği yalandır. Fazla baskı, ağır cezalar, sorgulanma, tehdit edilme durumlarında kullanırlar.

       Çocuktan şüphe duyulması, güven verici konuşmaların yapılmaması, çocuk doğru söylediği zamanlarda ‘’hayır yalan söylüyorsun’’ gibi ithamlar yalan davranışını alışkanlık haline dönüştürür.

YÜCELTİLMİŞ YALAN

      Takdir görme, onay ihtiyacını karşılamak için söylediği yalanlardır.

PATOLOJİK YALAN

      Patolojik yalanın en önemli özelliği inandırıcılık özelliğinin yüksek olmasıdır. Ailelerin en çok dikkat etmesi gereken yalan türüdür. Alışkanlık haline gelmiş yalandan farkı çocuğun herhangi bir çıkar gözetmiyor olduğu halde yalan söylemesidir. Yalanlarına inandığını görmek çocuğa zevk verir.

                            

                                            


Çocuğunuzun yalan söyleme eğiliminde olduğunu düşünüyorsanız ne yapmalısınız?

  •    Söyledikleriniz ve yaptıklarınız arasında tutarlılık olmalıdır. Örneğin; çocuğunuza “Yalan kötü bir şey” dedikten sonra eşinize yalan söylemeniz tutarsız bir davranıştır ve çocuğunuz bu noktada sizin söylediklerinizi değil yaptıklarınızı yapar.
  •     Çocuğunuzun söylediği yalanın içeriğine değil, yalan söylemesinin sebebine odaklanmalısınız.
  •    Çocuğunuzun yaptığı yanlış davranıştan sonra ceza yöntemini kullanmamalısınız. Ne yapmaması gerektiği değil ne yapması gerektiği konusunda konuşma yapmalısınız.
  •     Çocuğunuzla etkili iletişim kurmalısınız. Size anlattığı şeyi sonuna kadar dinlemek, empatik tepkiler vermek önemlidir. Çocuğunuzla iletişim kurarken gerçekleri gizlemek, çarpıtmak onun gözünde sizi güvenilmez biri konumuna getireceği gibi size karşı dürüst olmasını da engelleyecektir.
  •      Baskıcı ve otoriter ebeveyn tutumu, yalan söyleme davranışını pekiştirecektir. Çocuğunuzun yalan söylediğini fark ettiğinizde ona kızıp onu cezalandırmak yerine neden buna gerek duyduğunu anlamaya çalışın. Korkularını, kaygılarını, çekincelerini anladığınızda bunlara sebep olan şeyi ortadan kaldırarak yalanın da önüne geçmiş olacaksınız.
  •       Çocuğunuzun yaptığı yanlış davranıştan sonra ceza yöntemini kullanmamalısınız. Ne yapmaması gerektiği değil ne yapması gerektiği konusunda konuşma yapmalısınız.
  •        Çocuğunuzun başaramayacağı isteklerde bulunmamalısınız.
  •        Herkes gibi çocukların da takdir edilme ve onaylanma ihtiyacının olduğu unutulmamalıdır. Çocukların çoğu zaman sevgi ve onaylanma ihtiyaçları sebebiyle yalan söylediği unutulmamalıdır.

  •    Çocuğunuzun hatalarına karşı aşağılayıcı, küçük düşürücü tepkiler vermekten kesinlikle kaçının. Çocuğunuzu etiketlemeyin. Böylece çocuğunuzun öz güveni olumsuz etkilenmeyecek ve korkmasını gerektirecek bir tepki olmadığından yalan söylemeye ihtiyaç duymayacaktır.
  •    Çocuğunuzun yalan söyleme davranışının durmadığını, sık sık tekrarlandığını ve önüne geçemediğinizi fark ederseniz bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin.

 ''Bir çocuğa 'yalan söyleme' demeyin, 'doğruyu söyle' deyin. Birincisinde suçlamış, ikincisinde yol göstermiş olursunuz.''
                                                                           VİCTOR HUGO

 

  
img-bottom